Sosyal sorumluluk projesi

aforizma3×10-kopya.jpg

İnsanoğlunun huzura ve başarıya ulaşmasını sağlayan en önemli etken hiç şüphesiz aile sevgisidir. Yaşamda öncelikli yerini korumada artık zorlanmaya başlayan aile kurumu, bireyi dimdik ayakta tutan sağlam ruhsallığın yıkılmaz kalesi ne yazık ki sarsılıyor.

Bireyi çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık olarak taşıyıcı dört sütun üzerine oturtacak olursak; çocukluk karşımıza betonarme olarak çıkar. Mutlu, sağlıklı, aile sevgisiyle geçen çocukluğun önemi herkesçe bilinendir. Ancak bir o kadar da göz ardı edilendir. Çocuk gerek aile içinde, gerek toplumda yaşanan şiddetten en fazla yara alandır. Konunun gelmek istediğim can alıcı yeri işte tam burası. Aileyi kuran, çocuğu yetiştiren dişi kuşun sapanla vuruluyor olması.

Son günlerde yaşam koşulları insanları altından kalkamayacağı zorluklara ve belirsizliklere, adını bir türlü koyamadığı mutsuzluğa itmekte. Sadece maddiyatı temin etmeye gündelik yaşamın neredeyse üçte ikisini harcarken, bir de bunun karşılığında istediği hayatı süremediğini gören kişi, ruh ve fizik sağlığını yitirmektedir. Kadın örselenip hor görülmekte, duygusal anlamda da kullanılmaktadır. Şiddet sadece fiziksel olmayıp ekonomik, psikolojik, sosyal ve de cinsel olarak sıralanabilir.

Kadın her durumda şiddete maruz kalabiliyor. Çocuğunun yanında, aile büyüklerinin yanında hatta hamilelik döneminde dahi… Böylelikle de sakat çocuk doğurmakta ya da dünyaya gelen çocuk hem fiziksel hem de ruhsal sakatlıklar yaşamakta. Cinsel istismara ve fiziksel şiddete uğrayan çocuklarımızı da katmadan edemeyeceğim.

Artık kültüre bağlı olmayan kadına yönelik şiddet maalesef toplumun her yerine yayılmış durumda. Kadınların sokak ortasında yakıldığı, kurşunlandığı, bıçaklandığı bir toplum haline gelmemiz ise korkunç.

Bireyin yaşamında büyük değer taşıyanlar; aile kurumunun yanı sıra, iyi bir devlet yönetimi ve kaliteli yaşam standartlarıdır. Şu da bir gerçek ki iyi yönetilen insanlar, yöneticilerinden daha mutludurlar. Her insanın bir doğuranı vardır ancak her ülkenin iyi bir devleti olmayabilir.  

Mecliste yaşananlar; hoş görünün neredeyse yok olacak ölçüde, alçak gönüllülüğün ise tarihe karışmak üzere olduğunu gözler önüne sermiyor mu? Sona ramak kala derhal sirkelenip kendimize gelmenin aslında tam vaktidir.

Verilere göre Türkiye’de günde üç kadın şiddetten ölmekte, birçoğu da sakat kalmakta. Gelir düzeyi yüksek toplumlarda bu sayı elbette daha az. O nedenle eğitimle ters, gelirle doğru orantısı ortaya çıkmakta.

“Aile içi şiddete son” sloganıyla Aralık derneğinin başlattığı faaliyetten, kadını, beraberinde çocuğu, genci, dolayısıyla aileyi fazla kan kaybetmeden kurtarmaya yönelik hareket planından söz etmek istiyorum.

Hürriyet’in “Aile İçi Şiddete Son” kampanyası beşinci yılına girerken bu konuda pek çok etkinlikler yapılmıştır. Konferanslar, konuyla ilgili eğitimler, yayınlar, son olarak da bir yıl önce “Şiddete Karşı Acil Yardım Hattı”nı kurarak hizmete sunmuştur. 7 gün 24 saat açık hatlarda, konuyla ilgili eğitim alan psikologlar ve hukukçuların cevap veriyor olması fevkalade profesyonelce hizmet olarak değerlendirilmekte; kadına, dolayısıyla aileye destek olarak çalışan Türkiye’de ilk ve tek kurum olmaktadır.

Bugüne kadar on bin’in üstünde şiddet gören kadına destek olundu. Bazılarını ise ölümün kıyısından yaşama dâhil ettiler. Gerek görsel, gerek yazılı basında ve faaliyetlerde maddi manevi desteğini esirgemeyen Hürriyet gazetesi ve Doğan grubu kurucularına minnet duymamak mümkün mü? 

Bu dernekle yolum nasıl kesişti ve Aforizmalar ne şekilde doğdu?

Genç yaşımda benden yirmi yaş büyük biriyle yaptığım; hayallerime, kişiliğime uymayan, ruhuma korkunç hasarlar veren, on altı yılda içinden bir türlü çıkamadığım yanlış bir evlilik beni bugünlere, güvensizlikle getirdi. “Sen bana muhtaçsın” sözleriyle geçen yitik yıllardı.  Bana göre iki çocukla imkânsızı, nihayet bu zulmü bitirerek başarmıştım. Ne bir mesleğim ne de tahsilim vardı. Sürekli çocuklarımla ve geleceğimle ilgili tehditler ve fiziksel şiddete maruz kalışımı keşke şimdi kötü bir anı olarak hatırlayabilsem.

Boşanmıştım, bir psikoloğa verecek param ve beni dinleyecek kimsem yoktu, anlatacaksa çok şeyim vardı. Aforizmalar bu birikimlerden, maddi ve manevi imkânsızlıklar içinde meydana geldi. Onur savaşım olan kitabımın gelirinin tümünü, benim gibi her türlü şiddete maruz kalan kadınlarımızın hayat savaşına destek olabilmek için tereddütsüz bağışladım.